Önümüzde uzun bir yol var

Önümüzde uzun bir yol var, fakat bizi bizden ayırmaya çalışan değerlere tahamülümüz yok. Fırsatçılar ve boş yalanlarına boyun eğmeye, dayatmalarına tahammül ettiğimiz şu dönemde, hak denilince akıllara gelen sadece para mıdır yoksa eriyip giden bir psikoloji mi…

Buna anlam vermek zor. Ama bundan kurtulmanın tek yolu cehalletten ve fırsatçılardan uzak durmaya bakıyor. Yıllarca güvendiğiniz insanların kaç tanesi gerçekten yanınızda bir hayal edin ve sorgulayın.

Bu duruma anlam veremeyeceksiniz. Çünkü anlam yüklemek psikolojik bunalım ve strese yol açar. Her şeyde anlam aramayın. Paranın olduğu yerde anlam ve insan hakkı kalmıyor ne yazık ki.

Oturup iki oyun oynayalım, yayın yapıp; kaydedelim ve insanlarla bunu paylaşalım diyorsunuz. Tak hemen önünüze maddi engeller çıkıyor. Sürekli daha iyisini yapabilmeyi dayatmak için satın alım üzerine kurulu bir düzen.

Başarısızlıklarımızda başarı arıyoruz ama önümüze yıllarca maddi sorunlar, boş uğraşlar ve emek sömüren patronlar çıkıyor. Bunlarla mücadele etmeye kalktığınızda ise boşuna uğraştığınızı yıllar sonra anlıyorsunuz. Ama iş işten geçmiş.

İş yerinde insanlarla yarışmaktan önümüzü göremiyoruz. Sonuç olarak siz bir işçisiniz hepiniz üç aşşağı beş yukarı aynı veya benzer ölçekte ücretler alıyor. Departmanlarda yaşamaya çalışıyorsunuz.

Bir düşünün bir gün o departmandan çıkarıldığınızı ve tek başına kaldığınızı. Hiç bir şeyiniz yok. Üstelik elinize de bir kaç kuruş ya geçmiş ya geçmemiş. Ne yapacaksınız? Evde o para ile aile geçindiremezsiniz. O yüzden başka iş bulmak ve aile ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına iş arayacaksınız. Eğer bulamazsanızda sizde onlar gibi yapıp kendi işinizi kuracaksınız ve ne olacak gene bu düzenin bir piyonu olacaksınız.

Ömrünüzü böyle boş şeylerle harcayıp, duracaksınız. Peki sonuç ne? Tabiki de yok. Üç beş kuruş kazanıp, başka şeyler yapıp, kendinizi tekrarlayıp, çoluk çocuk büyütüp duracaksınız. O çocuklarda büyüyüp aynı şeyleri tekrarlayıp duracaklar.

Bu sömürü düzenine birey yetiştirmekten başka yapacak önemli şeyler bulmanız lazım. Kendinizi geliştirmek ve çevrenizi iyileştirmek gibi. Başarabilirseniz umut ve saygıyla anılırsınız. Başaramazsanız bir piyon olarak, kayıp eden gene siz olacaksınız.

Bir kısır döngüye girmiş, yaşamaya uğraşıyoruz. Bu yol uzun ve külfetli bir yol. Ne olur, kendi sağlığınızla ve bu kısır döngü ile boğuşmayı bırakın ve iki dakika kendinize odaklanın. Bırakın dünyanın malı dünyada kalsın.

Nedir bu iş verenden çektiğimiz?

Yıllardır tonlarca hatta galonlarca firmalarda çalıştık ve iş yaptık. Bu insanlara yaranamıyoruz. Ne diyorlarsa yapıyor, asker oluyoruz. Tam düzenimizi kurduk derken başlıyorlar, tantanaya. Yorulduğumuz için işten çekilelim istiyoruz. Stres ve mobbing ile dolu bir yaşama sahip oluyoruz. İnsanların bizi iş yüzünden sıkıştırması bir kenara, birde boktan muhafazakarlıklarını ve gereksiz gururlarını çekiyoruz.

İş yapmak iyi güzel hoş. Sonuçta bir şey yapıyoruz ve karşılığında para alıyoruz. Stress ve sıkıntı illa olacak. Tamam her şey iyi hoş güzel de, neden bir işi bırakırken bu kadar mücadele ediyorsunuz ki; anlamıyoruz. Adam çalışmak istemiyorsa, sal gitsin. Her şirket sahibin de gereksiz iş gururu var. İşlerini yaparken hem karşı tarafı yoruyorlar, hemde para verdikten sonra kendilerini kral gibi görüyorlar. Sanki çok değerli bir şey yapıyoruz. Alt tarafı bir iş. Müşterinin işi görülecek iki tıklayacak ve işini yapacak. Tüm olay bundan ibaret. Ne kendinizi gereksiz strese sokuyorsunuz. Amma kasıldınız ayrıca.

Birde bunlar la; bunların başında duranlar varsa ve başınızda ise; işiniz daha zor. Hem üst tarafa yaranmaya çalışıyorsunuz, hemde aradakilere derdinizi anlatmaya çalışıyorsunuz. Bir sürü tantana. Halbu ki bu aracukar biraz aklı selim olsalar, bu iş sektörü bu hale gelmezdi.

Her önüne gelenin kafasından bir “ünvan” uydurmuş, gidiyor. Bu ünvan işleride cidden çok saçma. Sen işçisin işte; bu kadar basit. Yarattıkları saçma sapan sistemde bir piyonsun sadece. Adamlar seninle bir sürü hamle yapacak. En sonunda işin bittiğinde biri gelip, seni yiyecek. Tüm her şey bitecek gidecek. Ne diye bu sistemde direnmeye çalışıyorsunuz. Madem batacaksınız, insan olarak batın. Bırakın işinizi gücünüzü, kafanıza göre; gezin, tozun, eğlenin.

Zaten şunun şurasında en kötü 60 yılınız var. Bunun 20-30’unu gençliğinizde geçirdiğinizi varsayalım. Kalıyor geriye 30 yıl. Bu 30 yılda yaşayacağımızın garantisi yokken, neyinize güvenip; bu 30 yılın, 20 yılını para kazanmak ve kendinizi geçindirmek için heba ediyorsunuz. Her alanda çok güzel konuşmayı biliyorsunuz ama kendinizi biraz salın, kardeşim. Bu gidişle o kalan 60 yılın kalan zamanınıda zor göreceksiniz. Boşuna kendinizi heba etmeyin.

Yaklaşık 12 yıldır yazlım ve iş sektöründe aktif rol aldım. Bu güne kadar kimse bana “Nasılsın, iyimisin? Keyfin yerinde mi?” demedi. Sırf bunu demedi diye, aklın hükmü ile çalışmayı bırakmadık. Çalıştık, çabaladık; gene olmadı. Ne durumda olursak, olalım; şu an sağlık problemleri yüzünden sürünüyoruz. Paranın, kaybettiğimiz sağlık ve sıhatimizin yerini doldurmayacağını bildiğim için artık bu meslek terörünü bıraktım. Youtube’da oyun oynayarak ve çeşitli işletim sistemlerine (açık kaynak olarak) destek vermeye devam ediyorum.

Bu yazıyı okuduğunuza göre değerlisiniz ki; bunları yazıyorum. Eğer değersiz olsaydınız, yazının bu kısmına kadar gelemezdiniz. Kendinizi rahatlamış ve huzura ermiş biri gibi hissedin. Kafanızı boşaltın, istedim. Bölümü geçmiş gibi sevinip, sakin hayatınıza dönebilirsiniz.

Hayatınızda başarılar diliyorum ve öpüyorum.

RDR2’yi çok fazla mı övdük?

Geçenlerde saçma sapan bir vatandaşla oyun üzerine konuşuyorduk. Baya kendisi çok saçma iddalarda bulundu. Yok oyun 30 FPS çalışıyormuş. İlla dual 1060 TI kullanmak gerekiyormuş felan filan. Geçenlerde oyunu oynuyordum.

Güç kaynağım yetmemesine ve eksik donanımlarıma rağmen basit bir Nvidia RTX 2070 ile oynadım. Hemde ultrada. Sonuç çok bariz. Oyun kayıt alırken arada sırada droplanması dışında herhangi bir sistem sıkışıklığı bile yaşamadım. Bu mal arkadaşımız beni engellemiş. Çünkü kendi tezini bile savunacak kadar sağlam biri değil demek ki.

İnternette incelemelere ve videolara felan baktım Nvidia RTX 2070 ile 50 FPS üzeri alan yok. Bende oturup oynayayım dedim. Oyun videolarda droplanmış olmasına rağmen bende zerre kadar bir kasma ve donanım sıkıntısı olmadı. Oyunu biraz oynadım ve kayıt ettim. Hala da kayıt işlemlerim devam ediyor ama playlisti paylaşıyorum. Yorum sizlerin.

RDR2 Playlist

Kurşun Asker

Kurşun Asker

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak bir ülkede bir oyuncak evinin içinde tam altı tane kurşun asker yaşarmış. Bunları bir gün alıp bir oyuncakçı dükkanının vitrinine koymuşlar. Altısı da tüfekleri omzunda hazır olda duruyordu. Yalnız içlerinden birinin tek ayağı yoktu. Oğlunun doğum günü için armağan almaya çarşıya çıkan bir baba, askerleri görünce çok beğenmiş, hemen dükkâna girip onları satın almış, satıcı, askerleri kutuya yerleştirirken birinin tek bacaklı oluşunun nedenini açıklamış babaya.

Bunları yapan ustanın kurşunu son askere yetmeyince o da topal kalmış. Baba şaşırmış bu duruma ama bir şey dememiş, kurşun askerleri alıp çocuğuna götürmüş. Doğum gününde eğlenen çocuklar, askerlerle oynayıp eğlenmişler. Oyun oynamaları bitince altı tane kurşun askeri kutularına yerleştirmişler. rafa kaldırıldı. Yarı karanlık kutunun içinde askerlerin canı sıkılıyormuş, Yalnız topal olan kurşun asker kutunun kapağının aralığından dışarıyı görebiliyormuş ve bunu kendisi için bir eğlence gibi görüyormuş.

Bizim topal kurşun askerin gözüne ilk çarpan, masanın üstündeki oyuncak bir kaleyle kalenin içindeki şato oldu. Şatonun önünde güzel bir prenses heykeli duruyordu. Prenses, kollarını iki yana açıp bir ayağını kaldırmış, aynı dans eder gibiymiş. Topal kurşun asker prensese aşık olmuş. Ağzını bıçak açmaz, bir söz söylemez hale gelmiş. Tek isteği prensesin yanına gitmek, ona kavuşmakmış, başka hiçbir şeyi gözü görmez olmuş. Ertesi gün oyuncakların sahibi olan küçük çocuk, bizim küçük kurşun askeri kutusundan çıkarıp oynamaya başlamış.

Şimdi hem prensesi daha iyi gören kurşun asker, gözünü ondan ayıramıyormuş. Kurşun askeri prensese bir şey olacak diye o kadar korkuyormuş ki… O sırada hava birden kararmış, şimşekler ve ardından sert bir rüzgâr çıkmış. Rüzgar o kadar Kuvvetli esiyormuş ki, pencerenin yakınında duran kurşun askeri savurup pencereden sokağa yuvarlayıvermiş sokağın bir köşesindeki kaldırımın kenarına düşmüş. Onu kimse görmemiş hatta gelip geçenler, üstüne basacak gibi oluyor,kurşun askerin korkudan yüreği ağzına geliyormuş.

Rüzgârın ardından yağmur yağıp çukurlara sular birikmiş, sel olup akmaya başlamış. Hava açtığında su birikintisinin başına oynamaya gelen iki çocuk onu görünce o kadar sevinmişler ki. Biri kâğıttan bir kayık yapmış, Öteki bizim askeri içine bindirmiş ve iki çocuk sularla oynamaya dalıp bir süre sonra kayıkla askeri unutmuşlar. Kayık suyun içinde yavaş yavaş hareket ederek sürüklenmeye başlamış ve bizim asker yüzen kayığın içinde, silahı omuzunda dimdik duruyormuş. Korkuyu aklından bilke geçirmiyormuş, akıp giden yağmur suları sonunda büyük bir ırmağa ulaşınca, kurşun asker , koskoca ırmağın ortasında bir nokta kadar kalmış ve bir süre dalgalara kapılıp ilerlemiş.

Bu arada yağmur daha hızlı yağmaya başlamış ve kâğıttan kayık ıslanınca da içine sular dolmaya başlamış. Böylece ırmağın azgın sularına gömülüvermiş.. Kurşunun ağırlığı onu ırmağın en dibine itiyormuş ve bu karanlık, ıssız soğuk yer artık onu korkutmaya başlamış. Işığa yeniden kavuştuğunda bir evin sıcacık mutfağında ocağın yanında durduğunu görmüş. O sırada sahibi olan çocuk gelip onu bulmuş ve alıp odasındaki yerine koyuş. Kurşun asker oraya geldiği için o kadar mutluymuş ki, ilk işi, prensesi araştırmak olmuş.

Bir bakmış ki, Prenses, bıraktığı yerde ve iki kolu iki yana açık, bir ayağını kaldırmış dans ediyormuş gibi duruyor ve ona bakıyormuş.Kurşun asker çok mutlu olmuş ki, prensesle bütün gece boyunca birbirlerine sevgiyle bakışıp durmuşlar. Üzerinden birkaç gün geçmiş ama mutluluğu çok uzun sürmemiş. Sahibi olan çocuk bizim kurşun askerden sıkılmış ve artık onunla oynamaz olmuş. Bununla da kalmamış, bizim kurşun askeri alıp alev alev yanan şöminenin içine atmış. Kurşun askerin alevlerden canı çok yanmış ve bir süre sonra erimeye başlamış.

Yine sevgilisi prensesten ayrılıyormuş işte, en çok da buna üzülüyormuş doğrusu. Tam o sırada açık pencereden giren güçlü bir esinti, prensesi uçurup ateşin içine düşürüvermiş. Bizim kurşun asker, sevinçle kollarını açıp prensesi kucaklamış. Artık onun için yeni bir hayat başlıyormuş.

Gürültücü komşularla mücadele rehberi

Yaklaşık iki aydır burada oturuyorum. Yani işler vs. nedeniyle daha önceden anlatmıştım. Artık kulaklıklar benim bir parçam oldu. Bunun nedeni günlerdir kulaklıkla yatıyorum. Artık kulaklıklar kulaklıklar kulağıma uyum sağladı. Çoğu zaman tıkaç gibi kullanıyorum. Etrafımda uzun zamandır tadilat felan vardı. İnsanlar gelip gidiyorlardı. Koronadan önce bunlar oluyordu. Normal şartlarda biz sabaha kadar çalışıyoruz. Bu komşular, sabahtan akşama kadar motorlar, matkaplar; zannedersin binayı yeniden yapıyorlar. Bu bir ay sürecinden beridir ben kulaklıkla dolaşıyorum.

Artık beynimin sol tarafında bir şişme var. Doktora gittim, senin beyninde dedi; aşırı gürültüden dolayı tümör oluşmuş dedi. Bu tümörün adını ben şimdi koyuyorum dedi; gürültü tümörü dedi. Gürültü diye tümör çıkmış kafamda arkadaşlar. O kadar süredir tadilattan dolayı gürültü yaşadık ama taşınan olmadı. Ama üstümde o süredir iyiki kimse yoktu. Fakat üst komşum bir taşındı. Sabah bir bağırış, kavga artık nasıl kavga ederiz diye sabahın köründe başlayan gürültüler ile yaşamaya başladım. Bir ay uyuyayım diyorum, uyuyamıyorum. Çalışayım diyorum yok. Gürültü tam kesildi diyorum. Gene durmuyorlar. Bende kesin bir çözüm buldum. Doktor kulaklığı kulağıma dikti. Bende artık kulaklıklarla yaşıyorum.

Tam sessilik oldu dedik. Bir gün tam kulaklıkları çıkardım. Çıkarmaz olaydım. Her yerden ses geliyor. Sabahın 9’unda bir temizlik ve kalörifer sesleri. Sabahın köründe bir gürültüye uyandım. Bir baktım camıma kocaman bir tabure düşmüş. Arada bir klasik müzik eşliğinde altı aydır kulaklıklarla yaşıyorum. Her yerden ses geliyor. Bende durumu bir video ile anlatayım istedim.

VideoCast: Gürültücü komşu sarmalı.

Bunca şeyden bıkıp tonla şey denedim gene olmadı. Video yaptım, karşılık verdim şikayet ettim. İşe yaramıyor. En sonunda taşındım ve komşuma bir video yaptım. İyi seyirler.

Merhaba Arkadaşlar!

Bu ilk yazımız olacağı için sizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Okumalı metin çalışmaları ve paylaşımlarımızı buradan aktaracağız. Tamamıyla gerçek ve özel olacak. Gizli dosyalar ve suç örgütlerini işleyeceğiz. Kabarık sicillerine çözüm üretemeyen insanlar ve garip öyküleri. Bazı videolar, filmler ve müzikler paylaşacağız. Youtube’da yapılanın bir nevi anlatımı olacak. Yıllarca bizi nasıl kemirip, tehdit ettiyseler buraya kadar geldik. Umarım bundan sonra peşimizi bırakırlarda bizde azcık rahat ederiz.

Hayatım boyunca hain ve alçaklardan korkmadığım gibi, tehditlerde buranın yaşamasını engelleyemeyecek. Aklın hükmünü durdurup, kendimizi diskoteklerden çeşitli eğlenceli içeriklere sürükleyeceğiz. Aklın hükmünü durduracağız. Akıl dururken, insan hayatın keyfini çıkaracak, eğlenecek.

Tüm gayemiz budur. Sevgiler ve Saygılarla.