37

37

Bu günkü filmimizin konusu; herkes cinayeti duyarda ses çıkarmazsa ne olur… Kimse bu duruma ses çıkarmayıp, günlük güneşlik hayatlarına devam eder ve aile içi durumları konu alan bir film. Her çeşitten ve renkten insanı ve aile türünü bulmanız mümkün. Bütün bu insanların tek bir problemi var; aşırı derecede olaylara sessizler. Bu durumunda farkında olan çocuklar ise olayları duymalarına ve ailelerinden çeşitli azarlar işitmelerine rağmen; kimse gidip; “neden polisi arayıp durumu bildirmez” burası hepimizde ilginç bir izlenim bırakmakta.

Herkes en ufak bir problemden çocuklarını sorumlu görürken; asıl gerçeğin kapının dışında olduğunu farketmeyen 37 katil aile de diyebiliriz. Bu aileler evlerinden dışarı adım atamazken; kapının dibinde olanların çocuklarının hayal dünyasına ait olduklarını düşünürek; sürekli onları sorumlu tutmaları da işin ne kadar dramatik olduğunu kanıtlıyor.

Tüm bu olanlara rağmen olaya seyirci kalmak ve yaşanılan dramatik cinayetlerin üstünü örtmek için çeşitli rollere bürünerek hayatlarını filmde çok güzel konu alınmış. Tüm aile bireylerininde sorunu kendinde araması ve gerçeklerden kendilerini soyutlamasıda ilginç bir drama katmış.

Aralarda çalınan en ilginç müziklerden biri ise; Wild Child.

IMDB

Burada çalışmak tehlikeli ve yasaktır.

Yazımıza başlamadan önce bazı şeyleri önce bir inceleyerek başlayalım. Neden tehlikeler var ve neden sürekli tehlike ve tehdit altındayız. Bütün bunları öğrenmeden önce “etik” kelimesi ve “ahlak” kelimesi üzderine iki önemli deyiş üzerinden geçelim.

Etik nedir?

Etik doğru davranışlarda bulunmak, doğru bir insan olmak, ve değerler hakkında düşünme pratiğidir. Etik terimi Yunanca “kişilik, karakter” anlamına gelen “ethos” sözcüğünden türemiştir.

Her ne kadar etik anlayışının tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de Dünya’nın farklı yerlerinde birçok farklı toplulukta çok eski çağlardan beri ahlaki anlayışının var olduğu bilinmektedir. Dinler târihi, felsefe tarihiyle antropolojik ve arkeolojik bulgular bunu kanıtlar nitelikte ilgiye dayalıydı. Sokrates’in etik düşüncesi bilgiye dayalı etik düşüncelerinin ilk örneklerindendir.

Wikipedia

Bu kavrama bağlı olarak etiği bir insani değerler yapısı olarak değerlendirebiliriz. Bir çok alanda etik üzerine söylemler ve firmalarda oluşturulmaya çalışılan iş etiği, insanları düzeysel olarak etkilemektedir. İş etiği dediğimiz şey iş yerinde doğru yapılmaya çalışılan bir işin, çeşitli kurallar deneyerek doğru bir biçimde yaptıktan sonra onu sabitleme eylemleridir. İş hayatında etik kavramı tam olarak oturmadığından, yapılan her işte bir tehlike mevcuttur. Bu tehlikeler genellikle insanları bağlayıcı niteliktedir.

Read moreBurada çalışmak tehlikeli ve yasaktır.

Önümüzde uzun bir yol var

Önümüzde uzun bir yol var, fakat bizi bizden ayırmaya çalışan değerlere tahamülümüz yok. Fırsatçılar ve boş yalanlarına boyun eğmeye, dayatmalarına tahammül ettiğimiz şu dönemde, hak denilince akıllara gelen sadece para mıdır yoksa eriyip giden bir psikoloji mi…

Buna anlam vermek zor. Ama bundan kurtulmanın tek yolu cehalletten ve fırsatçılardan uzak durmaya bakıyor. Yıllarca güvendiğiniz insanların kaç tanesi gerçekten yanınızda bir hayal edin ve sorgulayın.

Bu duruma anlam veremeyeceksiniz. Çünkü anlam yüklemek psikolojik bunalım ve strese yol açar. Her şeyde anlam aramayın. Paranın olduğu yerde anlam ve insan hakkı kalmıyor ne yazık ki.

Oturup iki oyun oynayalım, yayın yapıp; kaydedelim ve insanlarla bunu paylaşalım diyorsunuz. Tak hemen önünüze maddi engeller çıkıyor. Sürekli daha iyisini yapabilmeyi dayatmak için satın alım üzerine kurulu bir düzen.

Başarısızlıklarımızda başarı arıyoruz ama önümüze yıllarca maddi sorunlar, boş uğraşlar ve emek sömüren patronlar çıkıyor. Bunlarla mücadele etmeye kalktığınızda ise boşuna uğraştığınızı yıllar sonra anlıyorsunuz. Ama iş işten geçmiş.

İş yerinde insanlarla yarışmaktan önümüzü göremiyoruz. Sonuç olarak siz bir işçisiniz hepiniz üç aşşağı beş yukarı aynı veya benzer ölçekte ücretler alıyor. Departmanlarda yaşamaya çalışıyorsunuz.

Bir düşünün bir gün o departmandan çıkarıldığınızı ve tek başına kaldığınızı. Hiç bir şeyiniz yok. Üstelik elinize de bir kaç kuruş ya geçmiş ya geçmemiş. Ne yapacaksınız? Evde o para ile aile geçindiremezsiniz. O yüzden başka iş bulmak ve aile ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına iş arayacaksınız. Eğer bulamazsanızda sizde onlar gibi yapıp kendi işinizi kuracaksınız ve ne olacak gene bu düzenin bir piyonu olacaksınız.

Ömrünüzü böyle boş şeylerle harcayıp, duracaksınız. Peki sonuç ne? Tabiki de yok. Üç beş kuruş kazanıp, başka şeyler yapıp, kendinizi tekrarlayıp, çoluk çocuk büyütüp duracaksınız. O çocuklarda büyüyüp aynı şeyleri tekrarlayıp duracaklar.

Bu sömürü düzenine birey yetiştirmekten başka yapacak önemli şeyler bulmanız lazım. Kendinizi geliştirmek ve çevrenizi iyileştirmek gibi. Başarabilirseniz umut ve saygıyla anılırsınız. Başaramazsanız bir piyon olarak, kayıp eden gene siz olacaksınız.

Bir kısır döngüye girmiş, yaşamaya uğraşıyoruz. Bu yol uzun ve külfetli bir yol. Ne olur, kendi sağlığınızla ve bu kısır döngü ile boğuşmayı bırakın ve iki dakika kendinize odaklanın. Bırakın dünyanın malı dünyada kalsın.

Nedir bu iş verenden çektiğimiz?

Yıllardır tonlarca hatta galonlarca firmalarda çalıştık ve iş yaptık. Bu insanlara yaranamıyoruz. Ne diyorlarsa yapıyor, asker oluyoruz. Tam düzenimizi kurduk derken başlıyorlar, tantanaya. Yorulduğumuz için işten çekilelim istiyoruz. Stres ve mobbing ile dolu bir yaşama sahip oluyoruz. İnsanların bizi iş yüzünden sıkıştırması bir kenara, birde boktan muhafazakarlıklarını ve gereksiz gururlarını çekiyoruz.

İş yapmak iyi güzel hoş. Sonuçta bir şey yapıyoruz ve karşılığında para alıyoruz. Stress ve sıkıntı illa olacak. Tamam her şey iyi hoş güzel de, neden bir işi bırakırken bu kadar mücadele ediyorsunuz ki; anlamıyoruz. Adam çalışmak istemiyorsa, sal gitsin. Her şirket sahibin de gereksiz iş gururu var. İşlerini yaparken hem karşı tarafı yoruyorlar, hemde para verdikten sonra kendilerini kral gibi görüyorlar. Sanki çok değerli bir şey yapıyoruz. Alt tarafı bir iş. Müşterinin işi görülecek iki tıklayacak ve işini yapacak. Tüm olay bundan ibaret. Ne kendinizi gereksiz strese sokuyorsunuz. Amma kasıldınız ayrıca.

Birde bunlar la; bunların başında duranlar varsa ve başınızda ise; işiniz daha zor. Hem üst tarafa yaranmaya çalışıyorsunuz, hemde aradakilere derdinizi anlatmaya çalışıyorsunuz. Bir sürü tantana. Halbu ki bu aracukar biraz aklı selim olsalar, bu iş sektörü bu hale gelmezdi.

Her önüne gelenin kafasından bir “ünvan” uydurmuş, gidiyor. Bu ünvan işleride cidden çok saçma. Sen işçisin işte; bu kadar basit. Yarattıkları saçma sapan sistemde bir piyonsun sadece. Adamlar seninle bir sürü hamle yapacak. En sonunda işin bittiğinde biri gelip, seni yiyecek. Tüm her şey bitecek gidecek. Ne diye bu sistemde direnmeye çalışıyorsunuz. Madem batacaksınız, insan olarak batın. Bırakın işinizi gücünüzü, kafanıza göre; gezin, tozun, eğlenin.

Zaten şunun şurasında en kötü 60 yılınız var. Bunun 20-30’unu gençliğinizde geçirdiğinizi varsayalım. Kalıyor geriye 30 yıl. Bu 30 yılda yaşayacağımızın garantisi yokken, neyinize güvenip; bu 30 yılın, 20 yılını para kazanmak ve kendinizi geçindirmek için heba ediyorsunuz. Her alanda çok güzel konuşmayı biliyorsunuz ama kendinizi biraz salın, kardeşim. Bu gidişle o kalan 60 yılın kalan zamanınıda zor göreceksiniz. Boşuna kendinizi heba etmeyin.

Yaklaşık 12 yıldır yazlım ve iş sektöründe aktif rol aldım. Bu güne kadar kimse bana “Nasılsın, iyimisin? Keyfin yerinde mi?” demedi. Sırf bunu demedi diye, aklın hükmü ile çalışmayı bırakmadık. Çalıştık, çabaladık; gene olmadı. Ne durumda olursak, olalım; şu an sağlık problemleri yüzünden sürünüyoruz. Paranın, kaybettiğimiz sağlık ve sıhatimizin yerini doldurmayacağını bildiğim için artık bu meslek terörünü bıraktım. Youtube’da oyun oynayarak ve çeşitli işletim sistemlerine (açık kaynak olarak) destek vermeye devam ediyorum.

Bu yazıyı okuduğunuza göre değerlisiniz ki; bunları yazıyorum. Eğer değersiz olsaydınız, yazının bu kısmına kadar gelemezdiniz. Kendinizi rahatlamış ve huzura ermiş biri gibi hissedin. Kafanızı boşaltın, istedim. Bölümü geçmiş gibi sevinip, sakin hayatınıza dönebilirsiniz.

Hayatınızda başarılar diliyorum ve öpüyorum.

Gürültücü komşularla mücadele rehberi

Yaklaşık iki aydır burada oturuyorum. Yani işler vs. nedeniyle daha önceden anlatmıştım. Artık kulaklıklar benim bir parçam oldu. Bunun nedeni günlerdir kulaklıkla yatıyorum. Artık kulaklıklar kulaklıklar kulağıma uyum sağladı. Çoğu zaman tıkaç gibi kullanıyorum. Etrafımda uzun zamandır tadilat felan vardı. İnsanlar gelip gidiyorlardı. Koronadan önce bunlar oluyordu. Normal şartlarda biz sabaha kadar çalışıyoruz. Bu komşular, sabahtan akşama kadar motorlar, matkaplar; zannedersin binayı yeniden yapıyorlar. Bu bir ay sürecinden beridir ben kulaklıkla dolaşıyorum.

Artık beynimin sol tarafında bir şişme var. Doktora gittim, senin beyninde dedi; aşırı gürültüden dolayı tümör oluşmuş dedi. Bu tümörün adını ben şimdi koyuyorum dedi; gürültü tümörü dedi. Gürültü diye tümör çıkmış kafamda arkadaşlar. O kadar süredir tadilattan dolayı gürültü yaşadık ama taşınan olmadı. Ama üstümde o süredir iyiki kimse yoktu. Fakat üst komşum bir taşındı. Sabah bir bağırış, kavga artık nasıl kavga ederiz diye sabahın köründe başlayan gürültüler ile yaşamaya başladım. Bir ay uyuyayım diyorum, uyuyamıyorum. Çalışayım diyorum yok. Gürültü tam kesildi diyorum. Gene durmuyorlar. Bende kesin bir çözüm buldum. Doktor kulaklığı kulağıma dikti. Bende artık kulaklıklarla yaşıyorum.

Tam sessilik oldu dedik. Bir gün tam kulaklıkları çıkardım. Çıkarmaz olaydım. Her yerden ses geliyor. Sabahın 9’unda bir temizlik ve kalörifer sesleri. Sabahın köründe bir gürültüye uyandım. Bir baktım camıma kocaman bir tabure düşmüş. Arada bir klasik müzik eşliğinde altı aydır kulaklıklarla yaşıyorum. Her yerden ses geliyor. Bende durumu bir video ile anlatayım istedim.

VideoCast: Gürültücü komşu sarmalı.

Bunca şeyden bıkıp tonla şey denedim gene olmadı. Video yaptım, karşılık verdim şikayet ettim. İşe yaramıyor. En sonunda taşındım ve komşuma bir video yaptım. İyi seyirler.